KÜLTÜREL TEKNOLOJİ Mİ, TEKNOLOJİK KÜLTÜR MÜ?

KÜLTÜREL TEKNOLOJİ Mİ, TEKNOLOJİK KÜLTÜR MÜ?

Hayatımızda bazı kavramların nasıl değiştiğini, normalde anlatmaya kalktığınızda üzerine kitaplar yazabileceğiniz durumların artık içinin boşaldığı bir teknoloji çağında yaşıyoruz. Teknolojinin hayatımıza kattığı hız ve kolaylık sayesinde zaman kazanıyor fakat bu kazandığımız zamanı yine teknoloji ile harcamaya devam ediyoruz. Aslında bu yazı teknolojiden ya da kullandığımız cihazlara olan bağımlılığımızdan şikayet etme yazısı değil. Üzerine düşünmemiz gereken asıl konu teknoloji sayesinde kazandığımız zamanı değerlendirme ve hız kazanmak için her şeyi formasyona sokmaya çalışmamız.
                  Üniversitede aldığım bir derste bununla ilgili bir örnek hatırlıyorum. Almanya’ da çöp kamyonu kullanan bir Türk vatandaşımızın, rutin olarak yaptığı çöp kamyonuyla çöp toplama işinde düzenleme yapılıyor. Vatandaşımızdan gideceği güzergahların belirlendiği bir bilgisayar programı kullanması isteniyor. Fakat bir süre sonra güzergahı değişiyor ve normalde 6-7 saat süren çöp toplama zamanı bilgisayardan verilen data ile uyuşmuyor. Yaptığı iş 7-8 saat aralığında bitiyor. Buradaki zaman kaybını amirleri hemen fark ediyor ve adamı incelemeye alıyorlar. Güzergah değişimi sonucunda oluşan zaman kaybını şu şekilde tespit ediyorlar. Gece yarısı kamyonuyla yola çıkan bu vatandaşımız yeni güzergahına giderken kendi oturduğu sokağından geçiyor. Buraya bakan çöp kamyonunun son noktası olduğu için ve bilgisayar programı bu gecikmeyi anlayamadığı için iki gün arayla çöpler alındığını fark ediyor. Kendi güzergahı olmadığı halde buranın da çöpünü alarak normal güzergahına geçiyor. Tabi ki oluşan zaman kaybını açıklayamıyor. Program her şeyin normal olduğunu varsayarak hata veriyor.
                  Bilgisayar kullanmak, bazı şeyleri formasyona sokmak işimizi çok fazla kolaylaştıran şey tabii ki fakat örnekte olduğu gibi bizim kültürümüz farklı ve her zaman bilgisayar çıktılarını doğrulamıyor. Aslında tamamen iyi niyetli olarak yapılan bir işlemi veya tam tersi bir kurnazlığı bu formasyonun içerisine sokamadığınız için, “biz bu teknolojiye bağlı mı kalacağız” soruları bizim kültürümüzde çok daha fazla sorgulanır hale geliyor.
                  Teknoloji konulu bir web sitesinde rastladığım bir yazıda yazar şöyle diyordu; “ Teknolojinin aşil topuğu; Elektrik” “Elektrik kesintisinin gelir kesintisi anlamına geldiği bir dönemde teknolojinin elektriğe bu kadar bağlı olduğunu düşünmek size de endişe verici gelmiyor mu?”
Sorunun cevabı tabii ki herkese göre değişir fakat benim de sorum teknolojinin elektriğe bağlılığına sebep olan asıl bizlerin bu bağlılığı size endişe vermiyor mu?
 Sorunun cevabı da içinde gizli aslında; “biz olmak, herhangi bir şeye bağlı olmak ve endişe etmek” İşte bu kavramlar insana özgü ve insan olduğumuzu hatırlatan, teknolojinin de aslında bizim tarafımızdan yönetildiğini unutmamızı sağlayan değerlerimizden bazıları. Şimdi kalkıp bütün teknolojik cihazları kapatıp güneşe, doğaya denize bakın gibi saçma sosyal mesajlar verecek değilim. Sadece neye, nasıl esaretimizin olduğunun veya neye olması gerektiğinin, en önemlisi de ne olduğumuzun farkında olalım yeter. Teknolojiye gösterdiğimiz hassasiyetin yarısını insanlara göstersek, insan odaklı, iletişim ehli insanlar olmaya çalışsak çok daha farklı sonuçlar elde edeceğimize inanıyorum. Üst ast ilişkilerinde, iletişim konusunda yaşadığımız çıkmazları da kendimizi ifade etme yetimizi ve bu kazanımları elde etmemizin de sebebi olacak bir değişim içerisinde olmanın asıl yolu teknolojiyi zaman kazanmak ve kazanılan zamanı da “teknolojik olmayan ilişkiler” üzerine kurmak en iyisi sanırım. Ayrıca bahsedilen yazı başlığı ile ilgili de bir kaç şey söylemekte fayda var; “Aşil topuğu” tanımlaması o kadar anlamlı olmuş ki, bir şeyin son bulmasına neden olacak şey bu kadar güzel anlatılır. 
Bilmeyenler veya Truva filmini hatırlamayanlar için -teknolojiyi kullanarak- wikipedia’dan aldığımız hikayesini de anlatalım bu Aşil’ in;
“Annesi Thetis oğlunu ölümsüzlük nehri Styx'de yıkarken elini suya değdirmemesi öğütlendiği için onu sol topuğundan tutup suya batırmıştır. Yalnızca oradan vurulursa öleceğine inanılır. Efsaneye göre öleceğini bildiği halde Helen'i geri almak için yapılan ve en büyük savaş kabul edilen Truva Savaşı'na adının sonsuza kadar anılması için katılmış ve Truvalı prens Paris tarafından tesadüfen, sol topuğundan zehirli okla vurularak ölmüştür.
Bu yüzden ayak topuğunda yer alan tendona "aşil tendonu" adı verilir.

 

 

 

Son olarak da bizden bir hikaye ile bitirelim. Fransız kralına elçi olarak gönderilen İncili Çavuş’ un elbisesinin bazı yerlerinde yamalar varmış. Koskoca Fransız kralı yamalı elbiseli elçiyi karşısında görünce “Osmanlı bu hale mi düştü, bana senden başka gönderecek elçi mi bulamadılar” demiş. İncili Çavuş vermiş hemen cevabı; “Osmanlılar, adama göre adam gönderirler. Beni de sana göndermelerinin sebebi bu olsa gerek” demiş.

 

Biz kendimizi bilelim yeter, kültürümüzde, ananemizde, örfümüzde, adetimizde bu zaten var. Geçmişe bakmak, geleceğe odaklanmak için en iyi yöntem değil midir?