KAÇ KİŞİ BEĞENİR ACABA BU YAZIYI?

KAÇ KİŞİ BEĞENİR ACABA BU YAZIYI?

Reklamlarda kullanılan mesajlar ve insanların duygularına ulaşmak ile ilgili bir yazı olacağını düşünerek yazıya başlıyorum. Büyük ihtimalle bir yerlerde ana konudan saparak farklı şeylerden de bahsediyor olacağım. Bakın ilk sapmayı burada yaparak son cümledeki “olacağım” ile ilgili kısa bir bilgi vereyim. Aslında güzel Türkçemizde bildiğim kadarıyla böyle bir kullanım yok. İngilizcedeki “future continuous tense” yani gelecekte devam edecek bir eylem şeklinde çevirebileceğimiz, “sen şuradayken ben de şunu yapıyor olacağım” ya da benim örneğimde olduğu gibi “aslında şundan şundan bahsederken, şunlardan da bahsediyor olacağım” gibi çevrilebilecek bir eylemi anlatma durumudur. Fakat maalesef  “yapacağım, geleceğim” gibi –ceğim,
 -cağım kullanımları yerine yapıyoruz ki çok da yanlış yapıyoruz. Ama bunlar hep o plaza ağzıyla, cümlelerin içine İngilizce kelimeler ekleme isteğinden kaynaklanıyor. “Presentaionı edit ederek size e-mail atıyor olacağım” gibi. Yapmayın, yapmayalım, yaptırmayalım…
 
            Neyse biz asıl konumuza gelelim zira bu konuda ayrıntılı farklı şeyler daha sonra yazarız.
           
            Aslında bu yazıyı yazmama neden olan şey, facebook’ da sıklıkla karşılaştığımız, bunu kaç kişi beğenir önermeleri. İnsanların özellikle belli duygularına ve değerlerine odaklanarak beğeni toplamak veya reklamlarda bunu kullanmak gibi ince bir detay var. Zaten reklam yazarları da bunu düşünerek birçok içeriğe bu duygularımızı hareket geçirecek mesajlar koymuyorlar mı? Benim bu kastım, hani şu bazılarının subliminal mesaj olarak tanımladıkları şey değil. Bahsettiğim şey direk, açık, net ve anında vermek istediği duyguya yoğunlaştıran mesajlar ve içerikler ile etkilemeye çalışmak. Çocuğa “baban ne iş yapıyor” diye soruyorlar, çocuğun cevabı; “Mutluluk dağıtıyor” böyle bir şey var mı? Ama hem açık ve net bir şekilde “mutlu olmak” üzerine hem de subliminal olarak “bu içecek mutluluk verir” mesajlarını iletmenin en kolay yolu. Tabi işin “sosyal sorumluyuz” mesajı da reklamın ayrı bir önermesi.
 
Hepiniz biliyorsunuzdur reklamın en büyük düşmanı klişelerdir. Klişenin en büyüğü de ürünün veya hizmetin vaadini abartmaktır. Ben bunun eğitimini almadım ama biliyorum ki reklamcılıkta ilk öğrettikleri şeylerden biri ürün veya hizmetin vaadini abartarak insanların o ürünü veya hizmeti tüketmekle ilgili kendilerini ne kadar iyi hissettiklerini veya ne kadar iyi bir şey yaptıklarını vurgulamayı amaçlamaktır. Başka bir örnek ise verilen mesajı anlamsızlaştırarak ürünü veya hizmeti öne çıkarma planıdır. Bir radyo kanalının reklamında kullandığı şu cümle, insanların kafasında uyarmak istedikleri başka bir algıdır.
 

“Müzik bir insanın para ödemesi gereken tek gürültüdür” Alexander Dumas.
 
            Dinleyicilerden çok reklam verenlere verdiği en net mesaj “Size gürültü satıyoruz” gibi,  ya da “gürültü satın almayın bizi dinleyin” gibi tam olarak açık olmayan ama insanların kafasında “müzik” “satın alma” “gürültü” gibi kelimeler ile farklı çağrışımlara sebep olan anlamsız mesajlar içeriyor. Ayrıca kim olduğu çok az kişi tarafından bilinen bir kişi tarafından söylendiği vurgulanarak hazırlanmış, reklam verenin bir radyo olmasının yazıdaki mesajla uyumsuzluğu ile anlatabileceğimiz bir reklam ama başarılı bir reklam mesajı olmuş.
 
            Sahip olduğumuz değerler ve bazı duygular bizim ürün veya hizmetler üzerindeki satın alma kararlarımızı etkiler ve bunu reklamcılar çok iyi bilirler. Facebook’ da sıklıkla karşılaştığımız “bunu kaç kişi beğenir” önermelerinin de altında işte bu basit reklamcılık taktiği yatar. Beğeni alarak daha fazla kişiye ulaşma sorunu farklı ele alınacak ve daha önce yazdığım “sosyal sanrılarımız” başlıklı yazım ile alakalı bir şey. Olmak istediğimiz şey ile olduğumuz şey arasındaki farktır oda zaten. Fakat insanlara beğeni için verilen “bu küçük kediciği kaç kişi beğenir” “Türk askerini kaç kişi beğenir” “Peygamber efendimizin hırkasını kaç kişi beğenir” gibi örneklerini çoğaltabileceğimiz mesajların altında işte bu duygu ve değerlerimizi ön plana çıkartarak farklı kazanımlar elde etmek var. Beğen, beğeni, beğenme dediğimiz şey bu kadar basit olmamalı aslında, ne sosyal medyada ne de gerçek hayatımızda. Bir şeyi beğenmek ile paylaşmak arasında kalıyoruz biz aslında. Facebook ‘ un beğendiğiniz bir şeyi paylaşıma açmasının nedeni de bu zaten. Beğenini başkaları da görsün ki insanlar ile ortak beğenilerde buluşabilesin.
 
            Ortak beğeniler aslında ortak değerlerimizdir, “biz” olmamızı sağlayan paydalarımızdır. “Ben” pay “biz” paydadır. “Biz” olmak için payda da olmamız gerekir, bunun için de ortak paydalarımız olması gerekir. “Din” “ırk” “millet” “meshep” gibi birçok ortak paydamız var ve dikkat edin hep bu paydalarımızdan vurmaya çalışırlar bizleri. En hassas olduğumuz noktadır çünkü ortak paydalarımız. Kaçma fırsatlarımız ve birlikte olma fırsatlarımızdır ortak paydalarımız. Bu paydalar çatışmaların da en büyük müsebbidir. Bütün kavgalarımız aslında en önemli paydamız “insan olmak” ı unuttuğumuz, önemsemediğimiz içindir. Yapmayın, yapmayalım, yaptırmayalım, izin vermeyelim.