DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEK Mİ İSTİYORSUNUZ?

DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEK Mİ İSTİYORSUNUZ?

“If you want to change the world, you have to act.
But, if you want to change the perception, you have about the world, you have to think”
 
“Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsanız, harekete geçmelisiniz.
Fakat dünya hakkında bakış açınızı değiştirmek istiyorsanız, düşünmek zorundasınız.”
 
Coursera.org adlı online eğitim sitesinden aldığım “What Managers Can Learn from Great Philosophers”
dersinde Bay Luc de Brabandere’ nin bir sözüydü yukarıda yazan.
 
Gerçekten harekete geçmek ile düşünmek arasında nasıl bir bağ olduğuna ilişkin fikrimiz var mı? Büyük düşünürlerin harekete geçmek ile ilgili endişeleri hiç olmamış biliyor musunuz, genelde hep düşünmek ve düşünce ile bazı şeylerin değiştireleceğine inanmışlar. “Bir şeyi doğru ya da yanlış yapan nedir?” “Herhangi bir şeyin varolmasının nedeni nedir?” gibi sorular ile bildiklerimizi ve bunların gerçek olup olmadığını; insan varoluşunu  ve gerçekliğin doğasını araştırma üzerine kurmuşlar  hep bu düşünce ürünlerini.
 
Farkında olmasak da hepimiz bu felsefi inançlar üzerine kuruyoruz aslında düşüncelerimizi. Dini bilgilerimizin bile hep bu varoluş üzerine olması tesadüf değil tabiki. Doğru ve yanlışın kişilere özgü kavramlar olmadığına inanmak yada inanmamak da öyle. Birçoğumuz ölene kadar bırakın felsefi inançlarımızı sorgulamayı, bunlara sahip olduğumuzun bile farkında olmuyoruz. Stephen Law30 saniyede Felsefe kitabının önsözünde şöyle diyor; ““Sorsak ne olur ki, soranlarla sormayanların hayatları birbirinden pek farklı olmuyor. Ne gerek var?” diye sorguluyor olabilirsiniz. Ama unutmamalıyız ki, düşünmeden yaşanmış bir hayat, seçenekler arasında özgürce seçimler yapılarak değil, sürüyü takip ederek yaşanmış bir hayattır.”
 
Bizim de tam bu noktada farkındalığımızı ortaya koyacak düşüncelere sahip olmamız ve harekete geçmemiz gereken durumu açıklamamız gerekiyor. Felsefenin “SORULAR” üzerine kurulduğunu hepimiz biliyoruz. Peki hayatımızı sorular üzerine kuruyor muyuz? Bizler genelde işin özünü sorgulamak yerine kabul ediyoruz, çözümün değil sorunun parçaları olduğumuz gibi. En kolay 5N1K anlatımıyla bile olaylara yaklaşımımızı sorgulamak işin özündeki sorunlar yerine, çözüm yollarına odaklanmamıza neden olacaktır.
 
“Dünyayı nasıl değiştirirsin?” sorusunu Dünyada nasıl bir fark yaratabilirsiniz?” ile değiştirmek ile başlayabiliriz. Daha önceki yazılarımda bahsettiğim bakış açısını değiştirmek aslında fark yaratmamıza neden olabilecek en büyük etken değil midir ?
 
Yazar John-Paul Flintoff ‘un “Dünyamızı Nasıl Değiştiririz” adlı kitabının tanıtımında şu cümleler kullanılmış; “Hepimiz daha iyi bir dünyada yaşamak isteriz ama bazen bir fark yaratacak güce ya da etkiye sahip değilmişiz gibi gelir. John-Paul Flintoff  toplumların, kuşaklar boyunca benimsemediği bir şeyi değiştirebileceğine inanan bireyler tarafından dönüştürüldüğünü hatırlatıyor.”
 
İşte sihirli kelime tam da burada bahsedilen şey, İNANMAK. Eğer bir şeyleri değiştireceğinizi düşünüyorsanız sadece düşünüyorsunuzdur. Ama bir şeyleri değiştireceğinize inanıyorsanız artık eyleme geçme vaktidir ve artık değiştirebileceksinizdir.
 
Eleştirdiğimiz ve beğenmediklerimizi değiştirmek gibi uzun, yorucu ve zaman harcamaya değmeyecek bir eyleme girmeyiz. Yaşadığımız toplumdaki eşitsizlikleri, ekonomik ortamları, insan haklarını, çevreyi, sağlığı, eğitimi hep eleştiririz, ama bunlara çözüm sunmak yerine hep şikayet eder, çözümün ise kendi dışımızdaki etkenlerden kaynaklandığına inanırız. Malesef birilerinin diktesiyle, tepeden inme yollarla değişim yapmaya çalışırız. Çevresinin farkında olmayan bireyler yerine, inanan, farkındalığı olan, kendisi için değil çevresine fayda sağlamayı düşünen bireyler olmak için çaba harcamalıyız artık.
 
Geçen günlerde Spor Kulübümüzün Çocuklar için düzenlediği Yaz Okulunda yaptığım konuşmada bahsettiğim gibi;
“Hedefimiz; bulunduğumuz liglerde “her ne olursa olsun” en üst sıralarda bulunmak veya şampiyon olmak değil, tüm sporculara fayda sağlayarak kişisel gelişimlerine katkı yapmaktır. Çalışmalarımızı günlük başarılar ile taçlandırmak yerine uzun vadede vatanına milletine hayırlı insan olma yolundaki gençlerimize futbol ile, spor ile katkı sağlamak istiyoruz.”
 
Felsefe ile başladık, biraz önce bahsettiğim 30 Saniyede Felsefe kitabında Aristoteles’ in ahlakı ile ilgili şöyle bir not paylaşarak bitirelim;
 
Aristoteles’ in iyi bir insan olma yolunda ilk kuralı hiç bir kurala bağlı olmamaktır. Erdemli olmak, tüm cevapların yazılı olduğu hayali bir kullanma kılavuzuna göre hareket etmek değil, karakterinizi geliştirmek ve durumun gerektirdiğimi yapmayı becerebilmektir. İnsanoğlu alışkanlıklarına bağlıdır. Bir müzisyen nasıl enstrümanıyla daha çok çalışsarak daha iyi bir müzisyen olursa, biz de erdemli davranışlarda bulundukça daha erdemli bir insan olabiliriz. Fakat erdem nedir? Akıllı hayvanlar olduğumuzu kabul edip doğamıza ters düşmeden yaşamaktadır. İyi bir köpek, köpek gibi davranır. İyi bir insan da insan gibi davranmalıdır. İnsana has davranışların başında düşünmek gelir çünkü bu bizi diğer hayvanlardan farklı kılan tek şeydir. Doğru olanı bulmak için doğru ve yanlışın birbirinin zıttı olduğu fikrinden vazgeçip; iyinin, hiç ve çok kavramlarının ortası olduğunu kabul etmeliyiz. Örneğin, cesaret dediğimiz şey aslında aşırı ihtiyatsızlıktır ve aşırı ödlekliğin ortasındadır. Cömertlik, cimrilik ve savurganlık arasındadır. Iyilik başkalarına karşı vurdumduymazıkla kendine hiç zevk hakkı tanımamanın aşırılıkları arasındadır. Aristotales, ahlakı; çoğu kez düşünülenin tersine iyi olmakla değiliyi yaşamakla bağdaştırır.”